25 Ekim 2010 Pazartesi

Felsefe Nedir?

                Sözlerime, (Felsefe nedir ?) tanımının çok kolay bir şey olmadığının bilinci ve açık yürekliliği ile başlayacağım.Doğal olarak,çok zor olan bu tanımı neden ele aldığım sorusu akla gelebilir.Kanımca bu neden sorusu da felsefe yapmaya başlamanın  ilk basamağı ve felsefenin temel ilkelerinden biridir. İleride felsefe nedir sorusuna aradığımız yetkili düşünürlerin tanımlamalarına geçmeden önce,Martin Heidegger'in "Nedir bu felsefe" sorusuna aradığı ve yine kendisinin verdiği yanıtı ele alalım.

            "Bu soruyla çok geniş,yani açılımlı bir konuya değiniyoruz.Konu geniş olduğundan belirsiz kalıyor.Belirsiz kaldığı için de konuyu çok çeşitli bakış açılarından ele alabiliriz.Ancak bu geniş yayılımlı konunun ele alınışında mümkün olan bütün görüşler iç içe geçtiği için söyleşimizin çeşitli yönlere dağılması tehlikesi ile karşı karşıyayız."

            Heidegger'in vurguladığı tehlike bizim bu söyleşimiz için de geçerlidir.Heidegger "Duyguların en güzelinin bile felsefede yeri yoktur.Duyuların ırasyonel olduğu söylenir.Buna karşın felsefe rasyonel bir şey olmakla kalmaz "ration" un gerçek yöneticisidir de" demekle önemli bir uyarıda bulunuyor. Bu  uyarı, felsefe nedir sorusuna hangi yolu izleyeceğimiz yönünden önemli olabilir.

            Yine bir çağdaş felsefeci  Heinz Heimsoeth'e göre "Felsefenin ne olduğu bir tanımla anlatılamaz.Çünkü felsefe bir yaşama,bir soru sorma biçimidir.Felsefenin ne olduğunu ancak onun temel soruları sorulur ve işlenirse anlaşılabilir."

            Bizler de bu temel uyarılar ışığında konuyu irdeleyeceğiz.

            Bu nedenlerle "Felsefe nedir? " sorusuna yanıt aramadan önce toplulumumuzda, felsefe  denince akla ne geldiğine kısaca gözatmak yararlı olacaktır.

            Kimilerine göre karışık, kavranması zor ve tehlikeli bir kelime. Kimilerine göre fikirsel yorgunluk veren, bir nevi laf ebeliği, ukelalık ve kurnazca ifade edilen  kelime canbazlığı. Kimilerine göre de inkarcı, inançsız ve imansız bir düşüncenin ifadesi olarak görülür ya da gösterilir.Çok az bir kesim için de  bilgeliğe giden yolun anlamıdır.

            Bilindiği gibi felsefe yani "Philosophia" sözcüğü Yunan'ca sevgi ve bilgelik anlamında iki sözcükten oluşmuştur.Bizde felsefe sözcüğü, Philosophia sözcüğünün Arapça'da aldığı biçimdir. Bu sözcüğü ilk olarak Pythagoras tarafından kullanıldığını Herakleides Ponktikos söylemekte ise de,yapılan araştırmalar bu sözün Herakleitos tarafından kullanıldığını kanıtlamaktadır. Pythagoras "Ben Philosofnos'um" dermiş. Ona göre ; "SOPHİA yani bilgelik, eksiksiz doğru ancak Tanrılara yakışır; insana ise ancak PHİLOSOPHİA yani bilgiyi sevmek, dolayısiyle ona ulaşmaya çalışmak yaraşır." Bu yorumla Pythagoras eksiksiz bilgiye ulaşmanın olanaksız olduğunu vurguluyor.

            Batı düşüncesi ve felsefe tarihçilerine göre, bugün bildiğimiz anlamdaki felsefe, Yunan düşünürlerinin ürünüdür. Orta-Doğu ve Uzak-Doğu Düşüncelerinin temelinde dinsellik içiçedir.Bu nedenle gerçek felsefe, daha doğrusu bugün anladığımız felsefe, Antikçağ felsefesinin üzerine kurulmuştur. B.Russel "Dünyanın yapısını, yaşantının sorunlarını, miras kalmış herhangi bir softalık zincirleri ile bağlamaksızın düşünenler Grek'lerdir." demektedir.Bu ifade aynı zamanda felsefenin hedefini belirtmek ve tanımını yapmada yol gösterici olabilir.

            Macit Gökberk'e göre de, "Felsefe doğruya varmak ister, bunun için uğraşır, eldekilerini bu amacı bakımından boyuna ayıklar, eleştiren bir süzgeçten geçirir." ve felsefe deyiminin bugünkü anlamını kesin olarak Platon ve Aristotales'te kazandığını belirtir. Devamla "Sonuç olarak Yunan felsefesi elindeki öyle pek geniş olmayan bilgi gereçlerini bilimsel olarak işlemek için gerekli kavram kalıplarını araştırıp bulmuş, pratik dini kaygılardan bağımsız olarak dünya üzerinde mümkün olan hemen hemen bütün görüşleri ortaya koyabilmiştir.Antik düşüncenin özelliği ile tarihin öğretici özelliği buradadır." Fakat Yunan felsefesinin kökenlerinin Orta-Doğu ve Uzak-Doğu olduğu düşüncesi yeni değildir. M.Ö. 2 y.y.'da yaşamış Numenıos adında bir yeni pythagoras'cı, "Platon Attika diliyle konuşan Musa'dan başka bir şey değildir" demektedir.

            Felsefe tarihleri incelendiğinde Felsefe; İlkçağ, Antikçağ, Ortaçağ ve Yeniçağ olarak dört bölümde ele alınır.

            İlkçağ Felsefesi : İnsanın, içinde yaşadığı dünya üstünde edindiği bütünsel bilgiyi dile getiriyor.Bu düşüncenin gelişmesi Yunanlı'larda bulunmasına rağmen ilk filizleri, Mezopotamya, Mısır, Çin ve Hint uygarlıklarında görülmektedir.İnsanlar ilk önce din kurumlarını meydana getirmişler, bunun ne demek olduğunu düşünmeye başlayınca felsefeye yönelmişlerdir.Felsefe tarihçileri ilk filozof olarak Thales'i gösterirler.

            Antikçağ Felsefesi : Milet'li fizikçilerden sonra oluşu  açıklayan Herakleitos'la felsefesel çalışma evrenselleşiyor. Sokrates'e göre felsefe, "Neleri bilmediğini bilmektir". Platon'a göre,"Doğruyu bulma yolunda düşünsel çalışmadır". Felsefe Aristotales'e göre, "İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir". Epikuros'a göre, "Yaşam bilimidir".

            Ortaçağ Felsefesi : Augustinos'a göre, "Tanrıyı bilmektir". Tertulinus'a göre felsefe yapmak, "Dogmayı açıklamak ve onun doğruluğunu kanıtlamaktır". Anselmus'a göre, "İnanılanı anlamaya çalışmaktır". Aquino'lu Tomas'a göre, "Felsefe konusu Tanrı'dır". Yalnız Duns Scotus, felsefe ile din'i birbirinden ayırma eğilimdedir.

            Yeniçağ Felsefesi : Giordina Bruno'ya göre, "Felsefe doğayı bilmektir". Campenalla'ya göre, "eleştiridir". Francis Bacon'a göre, "Deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üzerine düşünmektir". Hobbes'e göre, "Doğru düşünmektir". August Comte'a göre, "Bütün bilimleri birleştiren bir bilim ve bilimler bilmidir".

            Görüldüğü gibi geniş zaman şeridi içinde felsefe Antikçağ döneminde daha rasyonel ve daha dogmalardan arınmış bir kimliktedir. Thales'le başlayan Aristotales'le biten Antikçağ felsefesi, Ortaçağla birlikte karanlıklara gömülmüştür. Ortaçağda Hıristiyanlığın kimlik kazanmak, inançlarına ve dogmalarına sağlam bir dayanak bulmak için Araplardan tanıdığı Yunan felsefesinin yardımıyla, Aristotales'i tanımış ve onu Hıristiyanlık inançlarına rehber yapmıştır.Bu arada Hıristiyanlık Aristotales felsefesini işine geldiği gibi yorumlamıştır.

            Renaissance'la birlikte (Aydınlanma) Yeniçağ olarak adlandırdığımız dönemde felsefe, tekrar
Antikçağ felsefesinin önde gelen filozoflarının yorumu ve yeni yaklaşımları üzerine eğilerek yoluna devam etmiştir. Yeni-Pythagoras'cılık, Yeni-Platon'culuk gibi.

            Günümüzde felsefe daha rasyonel bir kimliktedir.Hemen hemen tarihin akışı içinde ona yüklenen bir çok olumsuz tanımlardan  sıyrılmıştır. Bu yargının kanıtı olarak, bir düşünür felsefeyi "Canlı varlıklar ve eşyanın ilkeleriyle, insanın evrendeki rolüyle ilgili görüşlerin ve inançların tümü. Bu meselelerin üzerindeki eleştirici bir düşünceye dayanan fikirler sisteminin ve hayatın tersliklerini sarsılmadan karşılamayı bilen kimsenin bilgeliği, felsefedir." şeklinde tanımlamıştır.

            Bu özlü tanımlara, soruna ışık tutacağı inancıyla bir kaç tane daha eklemek yararlı olacaktır.

                "Felsefenin araştırma objeleri geniş bir alanı kapsar, bu nedenle bütün ömrünü felsefe araştırmalarına adayan bir kimse bile, felsefenin alanını bütünü ile kavrayabilecek bir durumdan çok uzak kalır."(Fel.Disp.S.8)

            "Herhangi bir insanın, hatta bir bilim adamının algılanan, kavranan , kanıtlanan şeylere genellikle yetindiği yerde, onlar hakkında düşünmek, soru sormak, yani onları problem haline getirmek felsefenin özel yazgısı ve görevidir."(F.Tem.Dis.S.8)

           
            "Felsefe yapan insan yeni yeni karşılaşılan alanlarda olduğu gibi, bilinen, yaşanılan, bize iletilen, devredilen şeyleri de inceler; onlar üzerinde düşünür, onların neden başka türlü değil de böyle olduklarını, nereden geldikleri hakkında soru sorar, onların izlerini araştırır."

            "Felsefe, yapan insan için kendiliğinden anlaşılır, apaçık hiçbir olgu yoktur, en  sonunda onun için herşey problem niteliği kazanır, yani filozof, var olan herşeyin anlamını bilmek ister, o bunu ya tek tek şeylerde, ya da bu şeylerin varlık bütününde, evrende, birbiriyle olan ilişkileriyle birlikte kavramaya çalışır."(S.9)

            "Önemli felsefe problemleri, ancak düşünenin uzun bir geleneği, bir şeyi adlandırma ile kavramanın daima yeni baştan denenmesiyle gelişir. Bu nedenle felsefeye girmek isteyen kimse fenomenlerle, hayat problemleriyle ilişki kurmalı."(S.9)

            "Felsefe, bize günlük hatta farkına varılmayan, bundan dolayı da adlandırılmayan ve özel bir kelime ile adlandırılmayan objelere, dikkat etmemizi öğretir."(S.15)

            "Genel olarak felsefe nedir, felsefenin ne olduğu yalın bir biçimde ve önceden söylenemez.Aynı şekilde sanatın ya da bilimin de ne olduğu söylenemez."(S.18)

            "Felsefe bilgeliğe,bilge olmaya,kişisel bilgeliğe varmak için sevgiye dayanan bir çabadır."(S.18)

            Hasan Ali Yücel'in filozoflar ansiklopedisine yazdığı önsözde "İnsan zekası NİÇİN? diyebildiği gün felsefe başlamıştır" demektedir. Bu tanım felsefe ile nasıl içiçe olduğumuzun en güzel örneğidir. Bundan yararlanarak diyebiliriz ki, çoğumuz farkında olarak ya da olmayarak felsefe yaparız. Çünkü felsefe gerçekten niçin ve neden sorularıyla başlar.İlk olarak çevresini tanımaya başlayan çocuk, soyut ve somut şeylerin nedenlerini sorması ya da düşünmesiyle felsefe ile içiçedir. Bu nedenle her çocuk felsefe yapar dersek abartmamış oluruz. Hatta onlar bizden daha gerçekçidirler.Çünkü onlarda henüz dogmalar ve şartlanmalar oluşmamıştır. Bu neden ve niçinler bizi çocuklarımızın karşısında zaman zaman zor durumda bıraktığı da bir gerçektir. Hatta bizler de neden ve niçinleri fazla dile getirdiğimizde bunun pek hoşnutlukla karşılanmadığını zaman zaman görmekteyiz.

            Sonuç olarak bir avuç da olsa her ülkede aydın kesim, felsefenin insan düşüncesi ve yaşamı için ne kadar önemli olduğunun bilincindedir.

            Felsefe bireyseldir. Bu nedenle, kendimce felsefe doğadaki soyut ve somut herşeyin dışında kalarak onu incelemek ve o şeylerin anlamını tarafsız bir şekilde kavramaya, yorumlamaya çalışmaktır. Yine felsefe bütün bilimsel ve insansal olayların tez-antitez-sentez üçlüsü ile irdeleyerek insanlığın gerçeğe giden yollarını aydınlatır.

            Felsefe soyut ve somut herşeyin olduğunun ötesinde bilimsellik, inanç ve denenmişin dışında, daha değişik açılardan ele alış biçimidir.

            Felsefe doğanın diyalektik olarak ele alış yöntemidir.

            Felsefe daha ötesini, ötenin de ötesini, geçmişi, geçmişin de ötesini önyargısız, sınrlamadan ve hiçbir dogmanın etkisinde kalmadan irdeler, irdelerken geleceğin düşüncesini yaratır.

            Felsefe düşünce özgürlüğünün simgesidir.Özgür olduğu oranda yaşar ve kimliğini kazanır. Bu yüzden dogmalarla dolu öğreti ve inançların felsefesi olamaz.

            Hemen hemen her felsefe ilk nedeni, Mutlak'ı araştırır.Düşünebilen için evrendeki herşey varoluşun ve ilk nedenin bilinmesi için bir anahtardır. İşte bu nedenle atomdan galaksilere kadar bilindikçe bilinmezin tohumları çiçek açar. Fakat o çiçekler de tohuma, gizeme dönüşür. İlk nedenin ve varoluşun perdeleri aralandıkça sonsuz sayıda perdelerle karşılaşırız. Her çözdüğümüzü zannettiğimiz bir neden, yeni bir neden içeriri. Bu yüzden bizler nedenler nedenini çözmeye çalıştıkça bilgisizliğimizin derinliğini daha iyi anlıyor ve çözümün bizden ne kadar uzaklaştığını görüyoruz. Bu gerçeği bizden binlerce yıl önce Mısırlılar görmüştür. HERMES (M.Ö. 3000) "Nedenler nedeni daima  gizlidir.Çünkü sonsuzluk, pek kısa bir son olan zaman ve yine pek kısa bir son olan mekan içinde anlaşılamaz ve anlatılamaz. Çünkü yaşarken zaman ve mekanla sınırlıyız. Sınırsızlık sınırlılık içinde kavranamaz.İzis tapınağında bulunan İzis heykelinin yüzü örtülüdür.Heykelin altında şöyle bir yazı yer alır:'Yüzümdeki örtüyü hiçbir ölümlü kaldıramaz'."

            Karamsar görünmesine rağmen yine de insanın doğası gereği neden ve niçinlere binlerce yıl kafa yormuş ve yoracaktır.

            Bütün, felsefe nedir, tanımlarını basit ve tek bir cümle ile "Felsefe düşüncenin meraklı ve yaramaz çocuğudur" diyebilirmiyiz şeklinde düşünmekten kendimi alamıyorum.

            Felsefe, insanı sürü teki olmaktan kurtararak kendini ve evreni kavrama yollarını sağlayan düşünce biçimi ve çalışmasıdır. Bir yerde fikir işçiliğidir. Çoğu kez insan, yapısı gereği bu düşünce işçiliğinden kaçınır. Yaşamı yüzeysel, pratik ve varlığına zarar vermeyecek çözümlerle sürdürmeyi yeğler. Bilindiği gibi düşünmek ve fikir üretmek kazma, kürek ile çalışmaktan daha fazla enerji gerektirir. İşte bu nedenle insanlar felsefeye pek rağbet etmezler. Pratik zekalar "Bu dünyayı değiştirmek bana mı kaldı" diyerek ya da "İnsanların inançlarını bozup huzursuz etmenin bir anlamı yok" deyip işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.

            Felsefenin tanımları ve yapısı hakkında ileri sürülen düşünceler ışığında, felsefenin herhangi bir şey olmayan fakat herşeyi inceleyen, eleştiren ve  bir takım sentezlere varma olduğu görülebilir.

            Felsefenin temel ilkeleri ile Masonluğun temel ilkelerini ele aldığımızda, onları içiçe görmek mümkündür. Bu birlikteliği görebilmek için  bilgi ve sevgi yeterlidir. Felsefe ve Masonluk doğaya bakışta rasyonel, emprist ve septik yöntemler uygular. Bu yöntemler dogmadan, saplantılardan ve kaostan uzak tutar Masonluğu.

            Masonluk, insanlığa felsefi yöntemle bakıştır dersek yanılmamış oluruz. Çünkü Masonluk insanı incelerken olduğu kadar, gerçeği ve MUTLAK'ı incelerken de felsefi yöntemlere başvurur.

            Antikçağ tanımıyla felsefe bilgiyi sevmektir. Masonluk da kendini bilmeyi ve sevginin önemini öğretmeyi ilke edinirken pek farklı bir yolda değildir.

            Sonuç olarak, Masonlukta bilgilerimiz derinleştikçe felsefe ile ilişkilerimizin daha iyi anlaşılacağı inancındayım.